İnanç aydınlığı


“Saygıdeğer okuyucularım, bugünkü yazımızda Kur'an dininin yani İslâm'ın temeli, direği, özü kadar önemli olan ‘Salat'ı işleyeceğiz. Öyle ki Salat, İslâm dininin olmazsa olmazı, ibadetin de temelidir. Yüce Allah Kur'an'da sadece bir yerde namaz (A'raf/55-56), beş yerde oruçtan (Bakara/183-184-185-186 ve 187) söz ederken 130 ayette ise “Salat” buyurmaktadır.

Söz konusu kelime İslâmi açıdan bu kadar önemli iken, bir başka önemi daha vardır. Uzunca yıllardır yüce Kur'an'ın âdeta mânâsını, yine âdeta işlevini değiştiren anahtar kelime hâlini almış, bu yüzden Kur'an anlaşılması zor bir hâle gelmiştir.

İşte bugün böylesine önemli bir konuya açıklık getirmeye çalışacağız. Ancak konunun daha anlaşılır olması bakımından bundan önceki yazımızda Kur'an'ın Allah'tan; “Alak, Kalem, Müzzemmil, Müddesir-Fatiha, Tebbet, Tekvir, A'la…” olarak, sırasıyla vahyedildiği/gönderildiği halde, ‘Resmi Kur'an' olarak adlandırılan Kur'anda “Fatiha, Bakara, Al-i İmran, Nisa, Maide, En'am, A'raf, Enfal, Tevbe, Yunus, Nas” şeklinde tertil ve düzeni bozulmuş bir durumda olduğunun hatırlatılarak, hafızaların tazelenmesinde fayda vardır.

Esas konumuz olan Salat'a geçersek, her ne kadar Türkçe kelime manâsı ‘Namaz ve Dua' gibi manalara geliyorsa da Salat'ın Kur'an'daki manası; “yardım, destek, zekât, eğitim kurumları açmak ve yaşatmak, vergi vermek vb.” gibi geniş bir mânâya gelmektedir.

Peygamberimiz (s.a.v) zamanında önceden belirlenen toplantı günü (Cum'a) Salat'ının uygulanması bizzat kendisinin nezaretinde yapılmış, yönetimindeki devlette yaşayan bütün muhtaç, fakir, kimsesiz ve miskinlerin tüm ihtiyaçları bu yolla giderilmiştir.

Peygamberimizden sonra olaylı bir şekilde Emeviler'e geçen yönetim zamanında ise Muaviye salat uygulamasını kaldırmış, mescit yerine camiler oluşturmuş, hocalar, imamlar işi tamamen namaz kılmaya, namaz sonunda da Peygambere, ehli beytine ve ashabına küfrettirme seanslarına dönüştürmüştür.

Anlaşılacağı üzere ancak devlet eli ile ikame edilebilmesi mümkün olan salatın, bir daha da kâmil manada uygulanması mümkün olmamış, gerek Muaviye'nin etkisi ile gerekse daha sonraki dönemlerde Cum'a salatındaki İslâm dışı uygulamalarla sâdece hutbe ve iki rekât namazdan ibaret olan ibadeti, hutbe ve 16 rekât namaza dönüştürmüşlerdir.

Yüce Kur'an da “Alak” sûresi ilk sûredir, yani bu sûre gelinceye kadar henüz İslâm dini nüzul etmemiş, dolayısıyla dua filân henüz yoktur, daha namaz da yoktur. Yüce Allah Peygamberimiz Muhammed Mustafa ile bu ayet ile tanışmıştır amma 19 Ayet'lik bu sûrede 7 kez Salat kelimesi geçmektedir. Bu durumda söz konusu bu sûreyi, Salatların yerine “Namaz” koyarak okuyalım, surede ne ifade edilmek istediğini anlayamazsınız, sure özelliğini kaybeder.

Yüce Allah Peygamberine ilk sureyi/vahyi göndermiş, arkasından iki tane daha sûre göndermiştir amma Hz. Muhammed henüz hazır değildir ve Allah onu hazırlamakta sûreler göndermektedir. Alak'tan sonra Kalem sûresi nüzul etmiş, daha sonra da 3. sûre olarak Müzzemmil sûresi gelmiştir. Müzzemmil/20 Âyette de bir tane “Salat” vardır. Burada hep beraber küçük bir tatbikat yapalım; söz konusu âyette salatın geçtiği cümleyi aşağıya yazalım;


“…O halde ondan kolay geleni öğrenin-öğretin! SALAT'ı kurun/ayakta tutun, zekâtı verin! Güzel bir ödünçle Allah'a ödünç verin! Öz benlikleriniz için önden gönderdiğiniz iyiliğin, Allah katında hayrını daha çok, ödülünü daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan af dileyin! Hiç kuşkusuz Allah çok affedici ve çok merhamet edicidir.”

Şimdi yukarıda görülen Müzzemmil/20'nin son bölümünde görülen “SALAT”ın yerine bir de “Namaz” koyarak okuyalım. Bırakınız bir tarafa İslam'ın henüz yok, dua'nın henüz yok ve namazın da henüz yok olduğunu filân bunları düşünmeyiniz. Orada Salat'ın olduğu yere “Namaz” koyar ve okursak; cümlenin mânâsı anlaşılır olmaktan çıkıyor mu? Çıkmıyor mu? Esas ona bakınız.

Müzzemmil'den sonraki sırada Fatiha ve Müddesir sûreleri vardır. Bu ara artık Peygamberimiz peygamberliğini ilân etmiştir, Fatihayı halka okumuştur, artık halkın rüşte erdirilmesi süreci başlamıştır, tam bu sürecin başında, ilk 7 âyeti Fatiha olan Müddesir sûresi vardır, bu sûrenin 43 ve 44. ayetlerinde aynen “Suçlular, biz, salatçılardan değildik, miskini de yiyeceklendirmiyorduk; işsiz güçsüze de kendi ekmeğini kazanacak fırsat ve imkân vermiyorduk” cümlesinde bulunan Salat'ı çıkarın yerine ‘'namaz” yazın ve okuyunuz lütfen. Bu âyet nüzul ettiği zaman da henüz daha namaz ve dualar da ortada yoktur. Cümlenin mânâsı değişmiş midir, değişmemiş midir?

İslam dini Allah'ın koyduğu sınırlarda yaşanır, onun bunun himmeti ve izni oranında değil. Onun için İslâm'ın tek referansı Kur'an ve uygulaması da Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın uygulamalarıdır. Bu cümleden olarak İslâm'da namaz vardır, fakat bugün olduğu gibi zinhar değildir. İslâm dininin vitrini, temeli Salat'tır. Salat'a “namaz” diyerek fakir ve fukaranın rızkını keserseniz, bin yıl da namaz kılsanız, Allah'ın muhtaç kullarını bir gün dahi aç ve açıkta bırakmanın kefaretini ödeyemezsiniz. Bütün bu nedenlerle Salat; tereddüde mahal bırakmayacak kadar ‘'namaz” değil “yardım” dır. En zor koşullarda bile terk edilmez. (Bakara/238-239)

Yüce Rabbimiz Allah'ın, sizin durmaksızın kılacağınız namaza ihtiyacı yoktur. Allah, fakir ve fukaralar için “-Bana borç verin, fakirleri doyurun, aç ve açıkta bırakmayın, ben size misli ile ödeyeyim” buyurmaktadır. Yüce Kur'an'ın felsefesi de zaten budur. (Daha fazla bilgi; “Haşr Sûresi Ne Buyuruyor” ile “Sıratı Müstakim” adlı kitaplarımdan edinilebilir).