Hacı Bektaş Veli Velayetnamesini Yeniden Okumak: Sözlü Bir Metnin Yazıya Dönüştürülmesi


Konuk :Dr. Ahmet Taşğın


Makale Hacı Bektaş Veli’nin Vilayetname nüshalarına dayanarak onun Horasan’dan başlayan yolculuğunu ve Rum’a yerleşmesini anlattı.

Bu yolculuk boyunca onun uğradığı şehirler, olaylar ve topluluklara yeniden dikkat çekerken menzilnamesine vurgu yapıldı. Ayrıca Rum’a geldiğinde karşılaştığı Rum erenleri etrafında Rum erenleri ve Hacı Bektaş konusu ele alındı.

Hacı Bektaş’ın Rum’da göründüğü hali üzerinden sürdürülen çalışmalar, onun çok geniş bir coğrafyada yürütmüş olduğu faaliyetlerinin görülmemesine yol açtı. Oysa Horasan’dan Irak’a, Anadolu’dan Balkanlara kadar uzanan geniş coğrafyada Hacı Bektaş Veli’ye bağlı topluluklar bulunmaktadır. Bu bakımdan da mevcut çalışmalar Hacı Bektaş’ın faaliyetlerinin veya bu faaliyetlerin sonuçlarının görülmemesine ya da yeterince anlaşılmamasına neden oldu. Makale gözden kaçan bu noktayı bilim adamlarının dikkatine sundu.

Hacı Bektaş Vilayetnamesi, Hacı Bektaş’ın nesebi, eğitimi, ismi, tarikatta seyri suluku, seyahatleri, seyahatlerinde gösterdiği olağanüstü olaylar ve karşılaştığı topluluklar, şehirler ve en sonunda da Sulucakarahöyük’e yerleşmesini ele almaktadır.

Makale, Hacı Bektaş Vilayetnamesine dayanmakta, ayrıca farklı menakıblar ile kısa pasajlardan oluşan bu konu etrafında Hacı Bektaş, Rum Erenleri konusuna değinen yazmalara başvurmaktadır.

Yukarıda sözü edilen metinlerin dili yalın, doğrudan konuya yönelen bir tarzdadır. Bu metinler sözlü olarak aktarılıp yazıya aktarıldığında sadece yazının biçimsel olarak imkânlarından yararlanmıştır. Yoksa yazılı bir metnin kurgusuna sahip değildir. Hele günümüz, özellikle matbaadan sonraki durum, yazılı metinlerinin dili, biçimi ve tarzından çok farklıdır. Bu bakımdan da günümüz yazılı metinlerin kurgusuyla bu metinlere yaklaşmak, sosyal bilimler araştırma alanlarına çok fazla katkı sunmayacaktır. Öyleyse sözlü kültürün ürünü olan bu metinleri, yine kendi sosyo kültürel koşulları içerisinde anlamaya çalışmak gerekmektedir.

Bir diğer sorun da metnin kullandığı manaya dikkat edilmemesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle metnin yalın haliyle manasına da sözlü aktarımı içerisindeki biçimiyle dikkat etmek gerekmektedir. Çünkü bu anlam içerisinde temel olarak ikili bir anlam dünyası kurulmaktadır. Bu ikili anlamı, teorisi uzun uzadıya aktarılmadığı sürece okuyucunun yakalaması ve kavraması mümkün görünmemektedir. Çünkü ikili anlam Zahiri ve Bâtıni iki dünyanın alanına yöneliktir. Bu bakımdan da bu ikili dünyanın bir arada tutulması okuyucunun metnin anlamlarına yönelik hazırlıklı olmasını ve dikkatli bir şekilde anlamları takip etmesini gerekli kılmaktadır.

Bir diğer sorun da öteden beri Hacı Bektaş etrafında yürütülen çalışmaların biriktirdiği bilgi üzerinden yürünmesidir. Uzun yıllar alan bu birikim, tarihi, siyasi, kültürel ve dini bir yapılanmanın etkisiyle ortaya çıkarken bu bilgileri düzenleyen öznenin, nesnesini hangi amaçları için kuruyorsa ona hizmet eden bir yapıya büründürmektedir. Bu haliyle Hacı Bektaş etrafında yürütülen araştırmalar ve tartışmaların öznenin kendi düşüncesi etrafında biçimlendiğini göz önünde tutmak gerekir. Öyleyse Hacı Bektaş araştırmalarının ortaya çıkmasını sağlayan Fuat Köprülü’den itibaren bu konuyu yeni baştan ele almak gerekir. Köprülü araştırmaları bu konu etrafında ürettiği tartışmalarla konunun yaygınlık kazandığı söylenebilir. Fakat Köprülü’nün bir süre sonra Hacı Bektaş vb. erenlerle ilgili görüşlerinden vaz geçmesi daha sonra ki yazılarında da nelerden vaz geçtiği yeni neleri eklediği konusuna odak olarak yer vermemesi, onun daha önceki görüşlerinin yürürlükten kaldırmamıştır. Bilakis onun sonradan vaz geçtiği bu düşünceleri hemen bütün araştırmacılar tarafından paylaşılır hale gelmiş ve artık bunun dışında bir görüş söylemek mümkün olmamıştır.

Hacı Bektaş’ın Seyahatleri

Vilayetname’nin verdiği bilgiler arasında onun seyahatleri ve seyahatleri boyunca geçtiği şehir ve makamlarda çıkardığı erbainler önemli bir yer tutmaktadır. Seyahatleri Horasan, Nişabur’dan başlamaktadır. Onun doğduğu yer olarak Matbua isimli Nişabur’un kasabasının adı da bu arada zikredilir. Yolculuğuna Nişabur’dan başlayan Hacı Bektaş Veli, Hz. Ali’nin ziyaretgâhına Necef’e, oradan Mekke’ye, Medine’ye, Kudus’e, Halil’e, Şam’a, Halep’te Ulu Camii’nde Hazreti Davud Peygamberin ziyaretgâhına ve Elbistan’da Ashabı Kehf mağarasına gitti ve buralarda da birer erbain çıkardı. Elbistan’dan Kayseri’ye ve oradan da Sulacakaraöyük’e geldi.

Esas itibariyle Hacı Bektaş Veli araştırmalarında büyük önem arz eden husus onun seyahatleridir. Bu bakımdan da yukarıda özetlenen seyahatin yeni baştan takip edilerek kurulması gerekir. Hacı Bektaş Veli Horasan’dan seyahat etmeye başladı ve birçok kerametler gösterdi, yolculuğunda birçok kişi ve toplulukla, şehirle, ziyaret ve ziyaretler etrafında insanlarla karşılaştı. Bu mekânların bir kısmında bir süre yerleşti ve topluluklarla zaman geçirdi.

Onun seyahati zaman olarak çok ve mesafe olarak da uzundur. Buna rağmen seyahatleri hakkında detaylı bilgilerimiz neredeyse yoktur. Daha fazla detay olan kısımlarda Anadolu’ya aittir. Öyleyse bu şehirlere varılan ulaşımda kullanılan yol güzergâhı yeniden takip edilerek Hünkâr’ın görüştüğü topluluklar ve kaldığı yerlere ait izlerin ortaya çıkarılması gerekir. Çünkü eldeki belgelerin verdiği bilgiler, onun yolculuğunu ana hatlarıyla aktarmaktadır. Yolculuğun ana hatlarıyla verildiğine ve detay ya da farklı bir güzergâhın olmadığına ışık tutacak araştırmalar yapılmalıdır. Son söylediğimiz bu konuya tarafımızdan yapılan araştırmayı örnek verebiliriz. Uzun süreden beri yürütmüş olduğumuz Güneydoğu Anadolu Bölgesi Alevilerinde bunun izlerine rastlamak mümkündür: Mardin ve Şanlıurfa sınırları arasında Şanlıurfa Viranşehir ilçesine bağlı Sergen (eski adı Barut; bu köyün adı arşivde Hacı Bektaş olarak geçmektedir) köyü yakınlarında TİGEM arazisi içerisinde Hacı Bektaş ziyareti bulunmaktadır. Köy halkı Arap ve Şafii mezhebine mensuptur. Burada yapılan alan araştırmalarından elde edilen bilgiler ışığında bu ziyaret etrafında yaşayan köylüler, Hacı Bektaş’ın çıkan bir savaşta kendisini ve adamlarını takip eden askerlerden kaçarken elindeki asayı yere sapladığını, asanın yeşerdiğini ve kendisinin de ileride üzerine türbe yapılan yerden yok olduğunu anlattılar. Buraya dikilen asanın yeşerip ağaç olduğu ve bu ağacın altı yedi yüz metre ilerisinde Hacı Bektaş Veli’nin kaybolduğu yerde ziyareti yani türbesi bulunmaktadır. Türbenin üzeri yıkılmış ve duvarları ayakta durmaktadır. Bu bölgede sadece Hacı Bektaş ziyareti değil bu ziyarete yakın Dede Kargın, Gürgür Baba ve Aslan Baba ziyaretleri de bulunmaktadır.

Rum Erenleriyle Karşılaşması:

Vilayetnamenin verdiği bilgiler arasında, Hacı Bektaş Veli’nin Rum’a geldiğinde karşılaştığı Rum erenleridir. Rum erenleri arasında Karaca Ahmed Sultan, Beyazid Bestâmî halifesi Hacı Tuğrul, Seferhisar’da (Sivrihisar ve Senurhisar şeklinde de geçmektedir) Seyit Nureddin, Kızı Fatma Bacı sayılmaktadır. Ayrıca Mevlana, Mahmud Hayranî, Yunus Emre, Tabduk Emre, Emir Çin’de bunlar arasında bulunmaktadır.

Bu isimlerin arasında ayrıca halifeleri de yer almaktadır. Halifeleri arasında Sarı İsmail, Seyit Cemal, Kolu Açık Hacım Sultan ve Baba Resul sayılmaktadır. Bunlar arasında şu ana kadar bilinen menakıb sadece Kolu Açık Hacım Sultan’a ait olandır. Diğerlerinin menakıbı yoktur ve onlarla ilgili bilgilerin önemli bir bölümü de Hacı Bektaş Vilayetnamesinden aktarılmaktadır. Dolayısıyla eserde mevzubahis edilen halifeleri ile günümüze kadar kendisini Hacı Bektaş’a nispet eden pir ocakları hakkında da daha fazla bilgiye sahip değiliz.

Vilayetname, Hacı Bektaş’ın yukarıda isimleri geçen şahıslarla olan bağlantı ve ilişkisini vermektedir. Bu bilgilerin ışığında Hünkâr Rum’a geldi, selam verdi ve selamını Rum erenleri arasında Fatma Bacı aldı. Fatma Bacı içerisinde bulunduğu meclise Horasan’dan bir erin Rum’a geldiğini ve Rum erenlerine selam verdiğini ve kendisinin de onun selamını aldığını anlattı. Bunun üzerine Rum Erenleri onun gelişini konuştu ve onun Rum’a girmemesi için plan yapıp tedbir aldılar.

Yukarıdaki özete göre Horasan ve Rum erenleri şeklinde ikili bir ayrımdan söz edebiliriz. Bu ayrım metnin kendi içerisinde yapılmaktadır ve biz de bu ayrıma uygun bu zemin üzerinde hareket ederek merakımızı uyandıracak bazı sorular sorabiliriz. Bunlar arasında Horasan ve Rum erenleri şeklindeki isimlendirmenin vurgusuna bakarak acaba aralarında ne gibi bir fark var ve Rum erenleri Horasan erenlerinin Rum’a girişine yönelik neden tedbir almaktadır, onların Rum’a girişini neden istememektedirler, Rum erenlerinin Horasan erenlerine karşı aldıkları önlemler neden sonuçsuz kalmaktadır? Bunun gibi daha çok sorular sorabiliriz. Bu soruları soruyoruz çünkü metnin bize sağladığı ikili ayrımı anlamımızı kolaylaştıran tanımların içeriğini doldurmamızı sağlamaktadır.

Öyleyse kısaca bu konuya değinerek birkaç örnekle tamamlamış olalım. Karaca Ahmed hakkında Vilayetname’de aktarılanlar onun menakıbında ve bir başka yazma nüshada da dile getirilmektedir. Fakat Hacı Bektaş Vilayetname’sinin aktardığı bilgilerin bir kısmından farklılıklar bulunmaktadır. Karaca Ahmed menakıbında Şeyh Musa ez-Zuli Karaca Ahmed’e Acem’de olan evliyaları merak eder, bunu taramasını ister. Karaca Ahmed’in murakabesinin ardından Hacı Bektaş tespit edilir ve Şeyh Musa Hacı Toğrul’u kendi isteğiyle Hacı Bektaş’ı görmeye gönderir. Hacı Toğrul, Hacı Bektaş’ı bulur. Fakat onun geliş biçimi Hacı Bektaş’ın hoşuna gitmez, bunu ifade eder ve onu yaralar, geri geldiği yere gönderir. Hacı Bektaş’ın halini detaylı olarak böylece öğrenmiş olurlar. Hacı Bektaş’ın açtığı Hacı Toğrul’un yarasını Karaca Ahmed iyileştirir.

Hikayat-ı Karaca Ahmed isimli pasajda ise Karaca Ahmed’in aslana binip yılanı da kırbaç yaparak müritleriyle beraber Hacı Bektaş’ı görmeye geldiklerini, Hacı Bektaş’ın da yaslandığı duvara seccadesini koyarak yürüttüğünü, Karaca Ahmed’i karşıladığı yazılıdır.

Yukarıda verilen iki örneğe göre Hacı Bektaş’ın Rum’a gelişinin tespit edilişi, karşılanışı, karşılamaya onun mukabelesi, karşılayanların durumu ve onların Hacı Bektaş’ın onları karşılamasını değerlendirmesi vb. birçok konu yeniden değerlendirmeye muhtaçtır.

Kaldı ki yukarıda verilen bilgilerin haricinde Hacı Bektaş Vilayetnamesi’nin verdiği bilgiler ışığında konuya yeniden bakacak olursak şunları söyleyebiliriz: Bunlardan bir tanesi Horasan erenlerinin Rum’u ele geçireceği ve Rum erenlerine iş kalmayacağı şeklinde yorumlamışlardır. Buna paralel olarak bir dizi önlem aldılar ve bu önlem doğrultusunda Karaca Ahmed işaretiyle Hacı Tuğrul’un doğan donuna girip güvercin donundaki Hacı Bektaş’ı kapıp getirme planı yapıp uyguladılar. Onların bu planı, Hacı Bektaş tarafından boşa çıkartıldı. Ayrıca Horasan erenleri meşrebine göre de Rum erenlerinin Hacı Bektaş’ı karşılama biçimi üslup ve yöntemini eleştirdi ve bir anlamda Rum Erenlerinin güçsüzlüğüne işaret etti. Bu güçsüzlüğü hem fiili hem mana âlemde gösterdi ve onu alıp göğüs kafesi kemiklerini sıkıştırıp, incitmesinin yanında “er eri böyle karşılamaz” düsturuyla da onların biçimini de eleştirdi.

Burada üzerinde durulması gereken konulardan bir tanesi de alınan önlem gereğince Beyazid Bestâmî halifesi Hacı Tuğrul’un Hacı Bektaş’ı karşılamaya gönderilmesidir. Bu konuda Vilayetnamede verilen bilgiye göre Hacı Bektaş’a ulaşan hırka, Cafer Sadık’tan Beyazid Bestami’ye ondan da Lokman Perende’ye intikal etmiş ve ondan da öğrencisine ulaştı. Bununla Hacı Bektaş ile Beyazid Bestami arasında manevi âlemde bir bağlantı kurulmaktadır. Kaldı ki Beyazıd Bestami aynı zamanda tarikat silsilesinde İmam Cafer Sadık’tan sonraki ilk kişidir. Esas itibariyle Hacı Tuğrul üzerinden bağlantının yeniden sağlandığını ve bu bağlantının da Rum’da gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Fakat bu konunun manidar olan yanı, Alevi Bektaşi edebiyatı içerisinde Beyazid Bestami ile ilgili bağlantının varlığı konusunda bilginin veya bir işaretin olmamasıdır. Bu bakımdan da Alevilikle ilişkisi çok uzak görülmesidir. Oysa Hacı Tuğrul konusu Beyazid Bestami ocağının Alevi toplulukları arasında olmasına işarettir. Kaldı ki Diyarbakır ve çevresindeki Aleviler arasında Beyazid Bostan ocağı ve dedesi bulunmaktadır.

Rum erenleri hakkında verilen bilgilerden yola çıkarak birkaç konuya daha işaret etmek mümkündür: Bunların başında Hacı Bektaş’ın Rum’a yöneldiğinde elli yedi bin Rum ereninin varlığından söz edilmektedir. Demek ki Hacı Bektaş gelmeden önce Rum’da erenler vardı. Peki, bunların tarikat silsileleri ve erkânları ne üzerineydi? En azından Hacı Bektaş ile aynı olmadığını anlıyoruz. Çünkü yukarıda tartışmaya açılan kısımlarda Horasan ve Rum erenleri başlığı altında buna değinmiştik. Horasan ve Rum erenleri farkına değinerek, esasında bunun erkân farklılığı olduğuna işaret ettik.

Dolayısıyla metinde adı geçen şahısların Rum’da nerede ve hangi tekke ve topluluklara hizmet gördükleri konusunda bilgi yok denecek kadar azdır. Kaldı ki bu şahısların Hacı Bektaş ile olan ilişkileri hakkında da çok az bilgi mevcuttur. Yine burada adı geçen birçok kimsenin ismini ve o dönemdeki faaliyetleri hakkındaki bilgiler şimdilik Vilâyetnâme’dekilerden oluşmaktadır. Bunlardan bir tanesi de Karaca Ahmed Sultan’dır. Hâlbuki bu isimlerin de, yukarıda söylendiği üzere Hacı Bektaş Veli halifelerinde olduğu gibi menkıbeleri yoktur. Acaba Hacı Bektaş gelmeden önce “Gözcü” olan Karaca Ahmed Sultan nasıl bir faaliyet alanı yürütmekteydi ve ona bağlı topluluklar nerelerdeydi veya onun halifeleri var mıydı? Vilayetname’nin onunla ilgili vermiş olduğu bilgiler belirsizdir. Rum’a gelişine dair bilgi ve Hacı Tuğrul’un Hacı Bektaş’ı karşılamaya gönderilişinden söz edildikten sonrasında elli yedi bin Rum ereni arasında o da Hacı Bektaş’ı büyük veli olarak kabul edip bitmektedir. Hâlbuki bütün erenlerin her birinin menakıbı elimizde olsaydı, onların kendi menakıblarında Hacı Bektaş ile karşılaşmalarına nasıl yer verildiğini kendi açılarından da görmüş olurduk.

Ayrıca Rum’a dair verilen bilgiler arasında Fatma Bacı ve babası Nureddin ile ilgili bilgilerde de tutarsızlıklar söz konusudur. Özellikle kaynağın verdiği bilgiye göre bulundukları yer Seferhisar’dır oysa bu farklı nüshalarda Sivrihisar şeklinde yazılıdır. Hatta bunun imlası üzerinden bile yürünse birden fazla şehre işaret edecek çeşitlilikten söz edilebilir.

Sonuç

Hacı Bektaş Veli hakkındaki bilgileri zenginleştireceğimiz yeni bakış açısı kazandırılmalıdır. Bu çerçevede konu yeniden ele alındığı takdirde Vilayetnamede ele alınan bilgiler, bilinen konular çerçevesinde değerlendirildiğinde Hacı Bektaş konusunu yineden ele alınmayı gerektirecek kadar önemli olduğu görülebilir. Ayrıca Hünkâr’ın yolculuğu boyunca irşat etmiş olduğu topluluklar ve yerleşik oldukları yerler de tespit edilebilir. 

Dolayısıyla yukarıda verilen bilgiler, bugüne kadar bu tarzda ele alınıp değerlendirilmemişti ve doğal olarak da hiçbir kaynakta yer almamaktadır. Bunun için Hünkâr’ın menzilnamesi yeni baştan gözden geçirilmeli ve onun takip ettiği yol yeni baştan sürülerek takip edilmelidir. Hacı Bektaş’ın Rum’a ulaştıktan sonrasına ilişkin bilgiler, bu konuda en fazla malumatın olduğu kısımdır. Oysa bu bilgiler de yeterli değildir. Çünkü Rum’da karşılaştığı kişiler ve yer adlarıyla Hacı Bektaş ilişkisi belirgin değildir. Ayrıca hem kişi hem de geçtiği yerler hakkında da fazla bilgi bulunmamakta ve bu vesile bu alana yönelik bilgi artırılabilir. Aynı zamanda bu detayların adı geçen şehirlerde de takibini, adı geçen bölgelerde yapılabilir. Kaynağın hakkında bilgi verdiği şehirler veya bölgeler dışında güncel bilginin hiç olmadığı şehir ve bölgelere kaydırılmasında büyük yarar ve ihtiyaç vardır.

Eldeki kaynaklarda var olan bilgilerin tarihi olup olmadığı konusu tartışılmaya açılarak Hacı Bektaş’ın tarihi kişiliği hakkında şüpheler oluşturulmaktadır. Oysa bu noktada eldeki kaynakların nasıl değerlendirileceğine dair yeni bir yöntem ve yaklaşım üzerinden yürünmesi zorunluluğu belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Buna göre eldeki bilgileri tarihi metinler olarak görüp öncelikle Hünkâr’ın menzilnamesi ve bu menzil doğrultusunda kaldığı, gördüğü ve zaman geçirdiği şehirler ve topluluklar hakkında bilgiler toparlanmalıdır. Ardından adı geçen şehirlerde yapılacak alan araştırmalarıyla da bilgiler güncellenerek konu desteklenmelidir. Böylece bütün bu bilgiler ve doğal olarak Hacı Bektaş hakkında verilen bu bilgi ve belgelerin tarihi olup olmadığı tartışmasına yer verilebilir, en azından bu tartışmaların zemini başka bir mecraya kaydırılabilir. Böylece Hacı Bektaş’ın hayatına ilişkin boşluk ya da belirsiz noktalar ya da belirsiz gibi görünen hususlar daha bariz hale gelebilir.